SALGIN SÜRECİNİ YEME ATAKLARINA KAPILMADAN VE SOSYAL MEDYA BAĞIMLISI OLMADAN NASIL GEÇİRİRİZ?
- Naz Gümüşcan
- 9 Nis 2020
- 3 dakikada okunur

Yeme bozuklukları, kişilerin yaşam standartlarının pek çok yönüne etki etmesinden dolayı ve birçok insanda gözlemlenen bir rahatsızlık olması dolayısıyla toplum ruh sağlığı açısından önem arz etmektedir. İçinde bulunduğumuz son dönemde insanlardan genellikle kaygı düzeylerinin arttığında, sıkıldığında, sinirlendiğinde, üzüldüğünde, merak içerisinde olduklarında, gün içerisinde yapması gereken bütün aktiviteleri bitirdikleri düşüncesine girdiklerinde yaptıklarını söyledikleri ortak şeylerden birinin mutfağa gidip atıştırmalıklara yöneldikleri ya da sosyal medyaya girmek olduğunu duyumsuyorum. Değişen toplumsal koşullar, alışkanlıklar, belirsizlik durumuna bağlı olan kaygılar, korkular, stres düzeyi insan davranışlarını önemli ölçüde etkilediği gibi kişilerin yeme davranışı ve tutumlarını da etkilemektedir. Salgın döneminde insanların günlerdir ev içerisinde bulunmalarından, medya üzerinden izledikleri ölüm haberleri dolayısıyla genellikle olumsuz duyular içerisinde olduğunu göz önünde bulundurmak gerekirse, hissettikleri olumsuz duygular kararlarını, seçimlerini, davranışlarını etkilediği gibi yeme davranışlarını da etkilemektedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken en önemli şey, sürekli ve aşırı yeme davranışı gösteren kişilerin yemek yeme hissinin tetiklenmesinin açlıktan mı, yoksa olumsuz duygu durumundan kurtulmak için mi sergilediklerinin farkına varmaları gerektiğidir.
Aç olan gerçekten karnınız mı yoksa duygularınız mı ?
Eğer duygusal olarak yeme ihtiyacı içerisinde olduğunuzu düşünüyorsanız, açlık hissi öğün zamanı ya da sosyal gereklilik olduğu için değil, sadece duygulanıma karşılık olarak ortaya çıktığı için duygusal yeme ihtiyacında olduğunuzu bilmeniz gerekmektedir. Kendimizi rahatlatma düşüncesiyle yeme ihtiyacı duyduğumuz bu süreçte her şeyin düzeleceği hissine kapılırız. Ancak duygusal ihtiyaçtan kaynaklı yeme davranışımızdan sonra uzun vadede pişmanlık, huzursuzluk, öfke duygularımızın katlanarak arttığını ve bir kısır döngü sürecine girdiğinizi hatırlatmak isterim. Bu süreçte yeme ihtiyacınızın duygusal olduğunu düşündüğünüz zamanlarda ‘’Gerçekten şuan bunu yemeye ihtiyaç duyuyor muyum? Bunun yerine gerçekte neye ihtiyacım var?’’ sorularını kendinize sorun. Büyük olasılıkla aslında rahatlamaya ve güvende olduğunuzu hissetmeye ihtiyacınız var. İçinde bulunduğunuz ortamdan uzaklaşıp sizi rahatlatıcı şeylere yönelebilirsiniz, müzik dinleyebilirsiniz, sevdiklerinizle konuşabilirsiniz, kitap okuyabilirsiniz, dizi/film izleyebilirsiniz, ev içerisinde imkânlar doğrultusunda sanatsal ya da sportif etkinlikler yapabilirsiniz. Böylelikle seratonin hormonunuzun salgılanmasına katkı sağlamış olursunuz ve dolayısıyla duygu durumunuzda olumlu yönde değişimler gözlemlersiniz. Böylece yemek yemeye karşı duyduğunuz duygusal açlık hissinden uzaklaşmış olabilirsiniz.
Bu süreçte uygun teknoloji kullanımı ve teknoloji bağımlılığı gelişmemesi için…
Kendinizin ya da çocuklarınızın zamanının büyük çoğunluğunu sosyal medyada geçirdiğini düşünüyorsanız ve bunun bağımlılık sürecine doğru gittiğini düşünüyorsanız size bu konu hakkında birkaç önerim var…
Koronavirüs nedeniyle evde kalmak günlük teknoloji kullanımını arttırdığı gerçeğiyle karşı karşıyayız bu süreçte bu süreçte uygun teknoloji kullanımı ve teknoloji bağımlılığı gelişmemesi için bir takım önlemler almak gerekmektedir. Hepimizin bildiği gibi teknoloji ile uzun süre ilgilenmek kaygıyı, korkuyu, bununla birlikte stresi arttırmakta ve uyku kalitesini bozmaktadır.
Öncelikle anne baba tutumlarının çocuklar üzerindeki etkilerinden bahsetmek istiyorum. Ebeveynler zamanların büyük çoğunluğunu telefonda ya da bilgisayarda geçiriyorsa çocuklarını bu zor günlerde korumaya çalışması son derece güçtür. Bu süreçte ortak kararlar alınması önem arz etmektedir. Örneğin; günün belirli saatlerinde ailece telefondan uzak kalmak ve belirli saatlerde teknolojik araçlarla ilgilenmek gibi. Aileler çocuklarının sosyal medyada nerelere girdiği takip etmelidir, sosyal medyada sadece yanlış bilgiler veren kaygı artışına yol açan haberler değil, aynı zamanda salgını küçümseyen haberler de olabilmektedir. Her iki durum da çocuk ve ergenler için zararlıdır. Çocuğunuzun odasında bilgisayar olmaması, oldukça önem arz etmektedir böylece tetikleyici uyarandan uzak kalmasını sağlayabilirsiniz. Zaman zaman teknolojik araçlar kısıtlandığında çocuklarda öfke nöbetleri gözlemlenebilmektedir böyle durumlarda da tutarlı olunmalı zaman kısıtlaması konusunda geri adım atılmamalıdır.
Sosyal Medya bağımlılığı yetişkinlerde de oldukça sık rastlanmaktadır. Bu süreçte yetişkinlere de önerilerim olacak.. Evde sürekli televizyonun açık olmaması önem arz etmektedir. İzlemeseniz dahi sürekli aynı şeyleri ve genellikle olumsuz konuları işitmek sizi ve zihninizi yorar. Telefonlarınızı, tablet ve bilgisayarlarınızı zamanınızı sık geçirdiğiniz alanlardan uzak tutmak oldukça etkili olacaktır. Yeni hobiler edinebileceğiniz oldukça güzel bir zaman, farklı ilgi alanlarınızı keşfedebilirsiniz.. Kişisel gelişiminizi destekleyici kitaplar, dergiler okuyabilirsiniz, bunların yanı sıra ruh sağlığınıza iyi gelecek meditasyon, yoga gibi birçok kişinin rahatlıkla yapabileceği aktiviteleri yapabilirsiniz.
Tüm Dünyayı etkisi altına alan Corona Virüs salgını bizim seçimimiz değil, ancak bu süreci nasıl yaşayacağımız, Bizim Seçimimiz. Yaşamakta olduğumuz bu dönemi ruhsal açıdan en az zararla atlatmak hatta bu zorlu süreçten anlamlı dersler çıkartmak bile mümkün olabilir. Sadece bu dönem sırasında değil, bu süreç sona erdiğinde de birçok kişide bazı psikiyatrik bozulmaların ortaya çıkması yüksek derecede olasıdır. Bu süreci olabildiğince kolay, rahat ve mutlu geçirmeniz için sunduğum önerilerimi umarım beğenirsiniz.
SAĞLIKLA KALIN



Yorumlar